Yetim ve Öksüzün Farkı
Yetimlik hususu dinimizde özel bir yere sahiptir. Aynı durum öksüzler için de geçerli midir? Yani örneğin yetim hakkı yiyenle öksüz hakkı yiyen kişinin durumu aynı mıdır?
İslam literatüründe ve kendi kültürümüzde “yetim” denildiği zaman babası ölmüş, yalnız kalmış çocuk anlaşılır. Fıkıh literatüründe, “henüz büluğ çağına ermeden babasını kaybeden” çocuklara yetim denir. Çocuk küçük yaşta annesini kaybetmişse daha ziyade “öksüz” tabiri kullanılır. Fakat bazen hem babasını hem de anasını kaybedene öksüz denildiği gibi, yetim ve öksüz kelimelerinden her birisi diğerinin yerine de kullanılabilir. Yani yetime öksüz, öksüze de yetim denilebilir. Buradan hareketle yetim hakkının korunması ile öksüz hakkının koruması arasında bir fark yoktur. Aynı şekilde, yetim hakkının zayi edilmesi ile öksüz hakkının zayi edilmesi arasında da bir fark yoktur. Çünkü her ikisinde de bir hakkın zayi olması söz konusudur.
Dinimiz yetim ve öksüz hakkının korunması konusunda şiddetli uyarılarda bulunmuştur. Şu ayetler bunlardan bazılarıdır: “Kadınlar hakkında senden fetva isterler. De ki: Onlar hakkındaki fetvayı size Allah veriyor: Yazılmış hakları olan mirası kendilerine vermediğiniz ve nikâhlanmayı istemediğiniz öksüz kızlar ve zavallı çocuklara ve bir de yetimlere adaletle davranmanız hakkında Kitap’ta size okunan ayetler vardır. Sizin her yaptığınız iyiliği, muhakkak Allah bilir.”[1], “Öyleyse, sakın yetimi ezme!”[2] Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de yetimler hakkında Cenâb-ı Hakk’a şöyle niyazda bulunmuştur: “Allahım! (Sen şahit ol) Ben şu iki zayıfın hakkının zayi edilmesinden (insanları) şiddetle uyarıyorum: Yetim ve kadın.”[3]