Ticarette Kâr Elde Etmenin Sınırı
Satılan maldan elde edilen kârda bir sınır var mıdır? Örneğin 5€ fiyata alınan bir mal 50€ kâr ile satılabilir mi?
Habip Yazıcı Durumu yayınlanmak üzere'ye değiştirildi 1 Mart 2024
İslam dini, temel itibariyle alışverişlerde kâr hududu konusunda bir limit belirtmemiştir. Bu durum tabii ve ahlaki şartlar dâhilinde ayarlanacak şekilde Müslümanlara bırakılmıştır; bir bakıma serbest fiyat prensibi kabul edilmiştir. Ancak “gabn-i fâhiş” (aşırı fiyat) diye bir tabir de hep olmuştur. Bunun anlamı, bir kimsenin malını pazarın ve günün fiyatından fazlaya satmasıdır. Bir malın fiyatının aşırı olmasının ölçüsü hakkında Hanefî mezhebine ait fıkıh kitaplarımız şöyle bir misal zikrederler:
Satışa arz edilecek bir mal, o malın piyasasından anlayan insanlara sunulduğunda ortaya birkaç fiyat çıkar. Mesela biri 10, diğeri 15, üçüncüsü 20 lira der. 10 liradan aşağı, 20 liradan da fazla fiyat biçen olmazsa bu mal 10 ila 20 lira ve bu iki rakamın arasında bir fiyata satılabilir. Böyle olursa aşırı fiyattan söz edilemez. 10 liradan aşağı, yirmi liradan fazlaya satılırsa, bu takdirde aşırı fiyat vardır denilir. Gabn-i fâhiş dediğimiz yüksek fiyatla yapılan alışveriş geriye bozulabilir.[1] Diğer üç mezhep böyle bir ölçü getirmemiştir. Ancak yalan, hile ve aldatma yoluyla aşırı fiyat gerçekleşir ise bunu satışın feshine sebep olarak kabul etmişlerdir.[2] Gerçi İslamiyet belirli bir kâr haddi koymamıştır derken, bundan, hiç müdahale edilemez manası çıkarılmamalıdır. Gerektiğinde devlet, malların cinsine göre belirli kâr sınırları (narh) koyar; buna uymayanları da cezalandırır. Ticarette maksat; insanlara hizmetle beraber, o işten bir kâr sağlamaktır. Ancak bunun aldatma sınırlarını zorlamaması gerekir. Dolayısı ile İslam toplumunda malların fiyatlarına suni olarak yapılan müdahaleler asla caiz değildir.
[1] İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtar, c. IV, s. 176; Mecelle ticari eşyada %5 hayvanlarda %10, akar ve arazide %20 ve fazlasını fahiş fiyat (gabn-i fâhiş) kabul etmiştir. Mad. 165. shf. 247-248
[2] Mezâhibu’l-Erba’a, c. II, s. 255-256