Balık Türlerinde Helal-Haram İlkesi
Karides, ıstakoz, midye gibi deniz ürünlerini yemekte bir sakınca var mıdır? Balık türünden olan canlılarda balık cinsi veya avlanma şekli yönünden bir haram/helal ayrımı söz konusu mudur?
Denizde ve diğer akarsularda yaşayan hayvanların yenilebilen veya yenilmesi yasak olanları konusunda İslam âlimleri arasında ihtilaflar söz konusudur. Ancak ekseriyetin görüşü deniz hayvanlarının helal olduğu noktasındadır. Deniz hayvanları için helal sınırını çok genişleten görüşün delil olarak kabul ettiği ayet Mâide suresinin 96. ayetidir. Cenâb-ı Hak bu ayette şöyle buyurmaktadır: “Hem size hem de yolculara fayda olmak üzere deniz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı. İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. Huzuruna toplanacağınız Allah’tan korkun.” Ayrıca Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de deniz suyunun hükmünü soran bir sahâbîye verdiği cevapta şöyle buyurmuş ve bu hadîs-i şerif de delil olarak kabul edilmiştir. “Onun suyu temiz, meytesi helaldir.”[1]
Balığın boğazlanması gerekmez. Kendiliğinden ölen yenmez. Dalga, taş, havasızlık, avlanma gibi sebeplerle ölenler yenir. Yukarıda da ifade edildiği gibi diğer deniz hayvanları ya iğrençtir, yahut da âdeten boğazlanma söz konusu olmadığı için meyte hükmündedir.[3] Gerçi Hanefîler, bu hayvanlar boğazlanmış bile olsa yenmeyeceği görüşündedir. Balık ve benzeri deniz hayvanları ile kara hayvanlarından çekirge boğazlanmaz; bunların boğazlanmadan ölenlerini yemek helaldir. Hanefîler, yukarıda zikri geçen, “Onun suyu temiz, meytesi helaldir.” hadîs-i şerifini bu anlamda değerlendirmiş ve delil kabul etmişlerdir. Yine yukarıda geçen “Deniz avı ve onu yemek size helal kılındı.” ayetindeki “taâm” kelimesini Hz. Ömer ve İbn Abbâs (r.a.) “boğazlanmadan ölen deniz hayvanı” diye tefsir etmişlerdir. Buna göre Hanefî mezhebine mensup olan Müslümanların balığın dışında kalan diğer hayvanları yemesi haram, diğer mezheplerde ise caizdir. Konu biraz da sosyo-kültürel hüviyet taşımaktadır.
[1] Ebû Dâvûd, Taharet, 41; Nesâî, Taharet, 46; Tirmizî, Taharet, 52
[2] A’râf suresi, 7:157
[3] Mavsılî, el-İhtiyâr, c. 5, s. 13 ve devamı