Emanete Sahip Çıkmak
Emanete sahip çıkmanın önemi nedir?
Emanet kelimesi birçok mana içermektedir. Birisinin koruması için bırakılan maddi ve manevi hakka emanet denildiği gibi, emniyet edilip inanılan şeylere de emanet denir. Emanet, aynı zamanda peygamberlerde bulunması zaruri olan sıfatlardan da birisidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in en öne çıkan lakaplarından bir tanesi de “el-Emin” lakabı idi.
Müslümanların emanet sıfatına sahip insanlar olması, onlara hakikaten yakışan bir özellik olur. Bütün düşmanlıklarına rağmen Mekkeli müşrikler en önemli emanetlerini Mekke’nin en güvenilir adamı olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e emanet olarak bırakıyorlardı. Allah’ın resulü (s.a.v.), Mekke’yi geride bırakarak Medine’ye giderken işte bu emanetleri sahiplerine iade etmişti. Çünkü o, “emanete ihanetin münafıkların alametlerinden olduğunu” söylüyordu.[1]
Allah (c.c.), müminlerin özelliklerini sayarken onların emanet sıfatına sahip olduklarını ifade ederek şöyle buyuruyordu: “Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.”[2] Bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Emanet sahibi olmayan kişinin gerçek imanı yoktur.”[3] buyurmuştur.
Emanetin kapsamı çok geniştir. Allah için yerine getirilmesi gerekli olan ibadetlerden ve haramlardan kaçınmaktan tutunuz, insanlar tarafından emanet edilen söz, sır, mali yükümlülüklere varıncaya kadar Müslüman’ın emanetine tevdi edilen şeylerin tamamını içine alır. Bu kadar geniş kapsam alanına sahip olan emanetin korunması hususunda yukarıdaki ayet ve hadislerden anlıyoruz ki, emanet ve emanetin hakkını korumak, Müslümanların inançlarının bir gereğidir. Emanetin hakkını gözeten bir Müslüman’ın imanı, kemale erme yolundadır. Emanete riayet etmeyen Müslüman’ın ise, -Allah korusun- imanı yara alır. İşte emanete riayet etmek, onun hakkını gözetmek bu kadar önemli bir iman hadisesidir. Bize “Bu şahıs Müslüman’dır; ona güvenilir, mal, can, ırz ve değerli her şey emanet edilebilir.” denildiği gün, gerçek mümin ve Müslümanlardan oluruz.
[1] Buhâri, İmân, 64; Müslim, İmân, 106
[2] Mü’minûn suresi, 23:8
[3] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 135