İslam Fıkhına Göre Evlat Edinme
İslam fıkhında evlat edinmek nasıl değerlendirilir?
Kur’an’da zikredilen ve “da’y” kelimesi ile anlatılan evlat edinme, İslam’dan önce ve İslam’ın ilk yıllarında uygulanan bir sistem idi. Bunun en bilinen örneği Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Zeyd b. Hârise’yi evlat edinmiş olmasıdır. Ancak ileriki yıllarda bu uygulama “…Allah evlatlıklarınızı öz oğullarınız gibi tanımadı. Bunlar sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir.”[1]ayetiyle yasaklanmış oldu. “Evlatlıkları babalarına nispet edin; bu, Allah katında en doğru olandır. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız bu takdirde onları din kardeşi ve dostlarınız olarak kabul edin.”[2] ayeti ile de eski uygulamada evlat bilinenlere nasıl nida edileceği belirlenmiştir.
Evlatlığın kabul edildiği dönemlerde bu uygulama nesep, evlenme, miras ve sıhri hısımlık (evlilik yoluyla gelen akrabalık) gibi konularda öz evlatlarla eşit muamele çerçevesinde ele alınırdı. Yukarıdaki ayetle evlat edinmenin İslami çerçevesi çizildikten sonra bu statü kalktı ve evlat edinilen kimsenin tamamen yabancı ve gayr-i mahrem olduğu belirtildi.